Ali
Kuşcu ( ? - 1274)
Türk-İslam Dünyası
astronomi ve matematik alimleri arasında, ortaya koyduğu
eserleriyle haklı bir şöhrete sahip Ali Kuşçu, Osmanlı Türkleri'nde,
astronominin önde gelen bilgini sayılır. "Batı ve Doğu
Bilim dünyası onu 15. yüzyılda yetişen müstesna bir alim
olarak tanır." Öyle ki; müsteşrik W .Barlhold, Ali Kuşcu'yu
"On Beşinci Yüzyıl Batlamyos'u" olarak adlandırmıştır.
Babası, Uluğ Bey'in kuşcu başısı (doğancıbaşı) idi. Kuşçu
soyadı babasından gelmektedir. Asıl adı Ali Bin Muhammet'tir. Doğum
yeri Maveraünnehir bölgesi olduğu ileri sürülmüşse de, adı
geçen bölgenin hangi şehrinde ve hangi yılda doğduğu
kesinlikle bilinmektedir. Ancak doğum şehri Semerkant, doğum yılının
ise 15. yüzyılın ilk dörtte biri içerisinde olduğu kabul
edilmektedir. 16 Aralık 1474 (h. 7 Şaban 879) tarihinde İstanbul'da
ölmüş olup, mezarı Eyüp Sultan Türbesi hareminde bulunmaktadır.
Ölüm tarihi; torunu meşhur astronom Mirim Çelebi'nin (ölümü,
Edirne 1525) Fransça yazdığı bir eserin incelenmesi sonucu anlaşılmıştır.
Mezar yerinin 1819 yılına kadar belirli olduğu ve hüsn-ü
muhafazasının yapıldığı; ancak 1819 yılından sonra, Ali Kuşcu'ya
ait mezarın yerine, zamanının nüfuzlu bir devlet adamının
mezar taşının konmuş olduğu anlaşılmaktadır.
Uluğ Bey'in
Horasan ve Maveraünnehir hükümdarlığı sırasında,
Semerkant'ta ilk ve dini öğrenimini tamamlamıştır. Küçük yaşta
iken astronomi ve matematiğe geniş ilgi duymuştur. Devrinin en büyük
bilginlerinden; Uluğ Bey , Bursalı Kadızade Rumi, Gıyaseddün
Cemşid ve Mu'in al-Din el-Kaşi'den astronomi ve matematik dersi
almıştır. Önce,Uluğ Bey, tarafından 1421 yılında kurulan
Semerkant Rasathanesi ilk müdürü, Gıyaseddün Cemşid'in, kısa
süre sonra da Rasathanenin ikinci müdürü Kadızade Rumi'nin ölümü
üzerine, Uluğ Bey Rasathaneye müdür olarak Ali Kuşcu'yu görevlendirmiştir.
Uluğ Bey Ziyc'inin tamamlanmasında büyük emeği geçmiştir.
Nasirüddün Tusi'nin Tecrid-ül Kelam adlı eserine yazdığı şerh,
bu konuda da gayret ve başarısının en güzel delilini teşkil
etmektedir. Ebu Said Han'a ithaf edilen bu şerh, Ali Kuşcu'nun ilk
şöhretinin duyulmasına neden olmuştur.
Kaynakların
değerlendirilmesi sonucu anlaşılmaktadır ki; Ali Kuşcu yalnız
telih eseriyle değil, talim ve irşadıyle devrini aşan bir bilgin
olarak tanınmaktadır. Öyle ki; telif eserlerinin dışında,
torunu Mirim Çelebi, Hoca Sinan Paşa ve Molla Lütfi (Sarı Lütfi)
gibi astronomların da yetişmesine sebep olmuştur. Bu bilginlerle
beraber, Ali Kuşcu'yu eski astronominin en büyük bilginlerinden
birisi olarak belirtebiliriz.
Eserleri:
Ali Kuşcu'nun özellikle, matematik ve astronomi ile ilgili eserleri,
gerçek ilmi kişiliğini ortaya koymaktadır. Bu eserlerinin adları
şunlardır;
Risale-i fi'l Hey'e (Astronomi Risalesi)
Risale-i fi'l Fehiye (Fetih Risalesi)
Risale-i Hisap (Aritmetik Risalesi)
Risale-i Muhammediye (Cebir ve Hesap konularından bahseder)
Tecrid'ül Kelam (Sözün Tecridi)
Risale-i Adudiye
Unkud-üz zvehir fi Man-ül Cevahir (Mücevherlerin Dizilmesinde Görülen
Salkım)
Vaaz
İstiarad
Cahit
Arf (1910 - 1997)
Cahit Arf 1910 yılında
Selanik'te doğan değerli bir Türk matematikçisidir. 1932 yılında
Ecole Normale Superieure'de yüksek öğrenimini tamamladı. Türkiye'ye
dönünce Galatasaray Lisesi'nde matematik öğretmenliği yaptı.
1938 yılında Göttingen Üniversitesi'nde doktorasını yaptı.
Doktorasını tamamladıktan sonra yurda döndü. İstanbul Üniversitesi
Fen Fakültesi Matematik Bölümünde doçent adayı olarak çalıştı
ve bu bölümde uzun yıllar matematik dersleri verdi. Bu üniversitede
doçent olduktan sonra da aynı görevini sürdürdü. 1943 yılında
profesör
ve 1955 yılında da ordinaryüs profesör oldu. Almanya'da Mainz
Akademisi'ne muhabir üye olarak seçildi. 1962 yılında emekli oldu.
Bundan bir yıl sonra Robert kolejinde öğretmenlik yaptı. 1964 ile
1966 yılları arasında, Princeton'da, "Institute for Advanced
Study" de matematik araştırmaları yaptı. 1966 ile 1967 yılları
arasında Kaliforniya Üniversitesi'nde ve Berkeley'de misafir öğretim
üyesi olarak bulundu. 1964, yılında Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma
Kurumu Bilim Kolu Başkanlığına seçildi. 1967 yılında ülkeye döndü
ve Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Matematik bölümünde
görev aldı. Burada matematik dersleri verdi ve birçok araştırıcı
yetiştirdi. Üniversitedeki görevinden yaş sınırı nedeniyle ayrıldı.
Cebir ve sayılar kuramı ile esneklik alanlarında oldukça başarılı
çalışmaları olan Cahit Arf'ın, yirmiden fazla yayını vardır.
1948 yılında bir de İnönü ödülü almıştır. Cebir üzerine
kitap yazmıştır. Bu değerli matematikçimiz 26 Aralık 1997 yılında
İstanbul'da aramızdan ayrılmıştır.
Gelenbevi
İsmail Efendi (1730 - 1790)
1730 yılında Aydın'ın
Saruhan Sancağının Kırkağaç kazasının Gelenbe kasabasında doğan
Gelenbevi İsmail Efendi, Osmanlı İmparatorluğu matematikçilerindendir.
Asıl adı İsmail'dir. Gelenbe kasabasında doğduğu için ikinci adı
onun bu doğduğu kasabadan gelir. Daha çok Gelenbevi adıyla ün
kazanmıştır.
Gelenbevi'nin
ataları, Gelenbe kasabasında müftü, müderris olarak ilim ve irfan
yaymış olmalarına karşın, Gelenbevi'nin babası olan Mahmut
Efendi'nin ölümü üzerine annesinin elinde öksüz kalan zavallı
çocuk okumaya başlayamamıştı. Bir gün arkadaşlarıyla sokakta
ceviz oyunu oynarken, babasının yakın dostlarından biri bu durumu
görmüş. "Yazık sana! Baban ve deden ilim adamları olsun da,
sen böyle sokaklarda başı boş oyun oyna" demiştir. Gelenbevi
bu sözden çok alınmış ve mahcup olarak oyunu bırakmıştır. Bu
söz üzerine de öğrenime başlamıştır.
Önce, kendi çevresindeki
bilginlerden ilk bilgilerini almıştır. Daha sonra, öğrenimini
tamamlamak üzere İstanbul'a gelmiştir. Burada, çok değerli ve kültürlü
öğretmenlerden yararlandı ve matematiğini oldukça ilerletti. Müderrislik
sınavına girerek kazandı ve otuz üç yaşında müderris oldu.
Bundan sonra kendisini tümüyle ilme verdi.
Gelenbevi, eski
yöntemle problem çözen son Osmanlı matematikçisidir. Sadrazam
Halil Hamit Paşa ve Kaptanı Derya Cezayirli Hasan Paşa'nın
istekleri üzerine, Kasımpaşa'da açılan Bahriye Mühendislik
Okuluna altmış kuruşla olarak atandı. Bu atama ona parasal yönüyle
bir rahatlık getirdi. Fakat, hocası Müftüzade Mehmet Efendi ile
Palabıyık Mehmet Efendi bu atamadan biraz hoşnut olmamışlarsa da,
sonradan Reis Efendi bu problemi ve aralarındaki çekememezliği
zararsız bir biçimde çözmüştür. Gerek Palabıyık ve gerekse
hocası Mehmet Efendi hiç bir eser bırakmadıklarından, onların
bugün sadece adları kalmıştır.
Bazı silahların
hedefe vurmaması, padişah III. Selim'i kızdırmış ve Gelenbevi'yi
huzura çağırarak ona uyarıda bulunmuştur. Hedefe olan uzaklığı
tahmin ederek gerekli düzeltmeleri yapmış ve topların hedefe
vurmalarını sağlamıştır. Gelenbevi'nin bu başarısı padişahın
dikkatini çekmiş ve padişah tarafından ödüllendirilmiştir.
Gelenbevi'nin
bu başarısını kıskanan Hamdizade Mustafa Efendi, bir yolunu bulup
bir işten dolayı Gelenbevi'nin kendisine ağır bir ceza vermiştir.
Bu cezanın etkisi ile zavallı Gelenbevi' ye felç gelmiştir.
Gelenbevi'ye verilen bu ceza da haksızdı. Okuldan uzakta olması bir
görev nedeniyleydi. Fakat, kıskançlığın ne kadar kötü bir
duygu ve düşünce olduğu bu örnekle de görülmektedir. Bir ilim
adamını felce kadar götürebilecektir. Bu felçten kurtulamayan
zavallı Gelenbevi, 1790 yılında ölmüştür.
Gelenbevi, Türkçe
ve Arapça olmak üzere tam otuz beş eser bırakmıştır. Türkiye'ye
logaritmayı ilk sokan Gelenbevi İsmail Efendidir. Onu felç
edenlerinse hiç bir eseri yoktur. matematik öğretmeni
Harizmi
(780 - 850)
Harizmi kentinde doğan Harizmi,
bugünkü cebir ve trigonometrinin kurucusu sayılır. Avrupa'lıların
en çok yararlandığı bir matematikçidir. Çalışmalarını bir süre
Bağdat'ta sürdürdükten sonra Afganistan'a, oradan da Hindistan'a
geçti. Hint'li bilginlerle tanıştı ve Hindistan cebiri ile
ilgilendi.. 830 yılında, çalışmalarını daha önce çalıştığı
Halife Me'mun'un kitaplığında sürdürdü. Cebir üzerinde çok sayıda
eser verdi. Bunların birçoğu Latince'ye çevrilmiştir. Descartes'e
kadar batı bilim dünyasında egemen olan Harizmi ve Harizmi
cebiriydi. Bu nedenle Harizmi dünya çapında bir matematikçidir.
Batılı kaynaklar da bunu böyle yazmaktadır. En önemli eseri,
"Cebir ve Mukayese Hesabı" dır. Deneyler, enlem ve boylam
kitapları vardır. Ayrıca bir de gökyüzü atlası vardır.
Hindistan matematiğini dünya ya tanıtan yine Harizmi'dir.
De
L'Hôpital (1661 - 1704)
L'Hôpital, amatör bir Fransız
matematikçisidir. 1661 yılında Paris'te doğmuştur. Asil bir Fransız
ailesinden gelir. Johann Bernoulli'nin yönetiminde çalışmış ve
kendisini yetiştirmiştir. L'Hôpital çok kabiliyetli bir matematikçiydi
ve brachystochrone adı verilen problemi çömüştür.
L'Hôpital 'in en ünlü eseri 1692 yılında yazmış olduğu "Analyse
des infiniment petits pour l'intelligence des lignes courbes" dir.
Bu eser aynı zamanda diferansiyel analiz üzerine yazılmış ilk
ders kitabıdır. Bizim analizde bugün kullanmış olduğumuz ve L'Hôpital
kuralı olarak bildiğimiz, "rasyonel fonksiyonların limit
durumunda pay ve paydasının sıfır olması halinde uygulanan
kural" yine bu kitapta yer almaktadır.
L'Hôpital 2 Şubat
1704 yılında Paris'te ölmüştür.
Bolzano
(1781 - 1848)
Bernhard Bolzano, Çekoslovakya'nın
Prag kentinde 5 Ekim 1781 günü doğdu. Babası bir İtalyan göçmeni
ve küçük bir esnaftı. Annesi de, Prag' da madeni eşya ile
ilgilenen bir ailenin kızıydı. Bolzano, Prag Üniversitesinde,
felsefe, fizik, matematik ve ilahiyat çalıştı. 1807 yılında
Prag'da aynı üniversiteye din ve felsefe profesörü olarak atandı.
1816 yılına kadar bu üniversitede başarılı dersler verdi. 1816 yılında,
Hıristiyan kilisesince benimsenen inanç, duygu ve düşünceye ters
düştüğü için, bu inançlarından dolayı suçlandı. 1820 yılında
Avusturya hükümeti Bolzano'nun bu yıkıcı ve kendileri için kırıcı
olan konuşmalarından dolayı onu ülkeden uzaklaştırdı. Bolzano,
İtalyan asıllı bir Çek filozofuydu. Aynı zamanda iyi bir mantıkçı
ve çok iyi de bir matematikçiydi. Bolzano, 1820 yılında daha çok
akılcılıkla suçlandı. Onun matematiğe dayalı bir felsefesi ve düşüncesi
vardı. Bu nedenle Kant'ın idealizmine karşı çıktı. Kendisi aslında
bir Katolik papazıydı. 1805 yılından sonra, Prag Üniversitesinde
din felsefesi okuttu. Matematikte, sonsuzluk ve sonsuz küçükler
hesabı üzerinde çalıştı. "Sonsuzluk üzerine
Paradokslar" adlı kitabı 1851 yılında yayınlandı. Noktasal
kümeler üzerine de çalışmaları olmuştur.
Bolzano'nun en
acıklı yılları, 1819 ile 1825 yılları arasına rastlar. Prag Üniversitesince,
tam yedi yıl ders vermemek ve yayın yapmamak üzere cezalandırılır.
Bu üniversitece profesörlüğü de elinden alınır. Tüm bu baskılara
karşı onun yüksek kafası hiç durmadan çalışmıştır.
Analizde, geometride, mantıkta, felsefede ve din üzerinde çok sayıda
yayınını gerçekleştirmiştir. Bugün, analizde bildiğimiz ünlü
Bolzano-Weierstrass teoremini ilk kez "Fonksiyonlar" adlı
kitabında o kullandı. Fakat, teoremin ispatını daha önceki çalışmalarında
yaptığını ve kaynak olarakta bu çalışmasını verir. Ancak, sözü
edilen bu çalışma ve kaynak bugüne kadar bulunamamıştır. Çok
kullanılan ve kendisinin de çok kullandığı bir teoremin ispatının
Bolzano tarafından verilmiş olması olasılığı çok fazladır.
Zaten bu teoreminin ispatı verilmeseydi Bolzano tarafından bu kadar
çok kullanılmazdı. Sonraki yıllarda bu teoremin ispatı tam olarak
Weierstrass tarafından verilmiştir. Bu nedenle bu teorem analizde
Bolzano - Weierstrass teoremi adıyla bilinir.
Bolzano'nun
temel çalışmaları, sonsuzlar paradoksu üzerinedir. Bolzano'ya yayın
yapma yasağı konduğu için, yaşamı sürecinde bu eserlerini ne
yazık ki yayınlayamamıştır. "Sonsuzlar Paradoksları"
adlı çalışması ancak onun ölümünden iki yıl sonra 1850 yılında
basılmıştır. Bu çalışması, sonsuz terimli serilerin birçok özelliğini
içerir. Diğer birçok matematikçide olduğu gibi yaşam sürecinde
çok hırpalanan, şanssızlıklar ve baskılarla horlanan Bolzano, 18
Aralık 1848 günü yine Prag'da öldü. Bugün hala, sınırlı ve
sonsuz her dizinin en az bir yığılma noktası vardır teoremiyle anılır.
Bolzano, çalışmalarının
birçoğu ile Weierstrass'a benzer. Çalışmalarının birçoğu
zaten bu yöndedir. Çok sayıda ilginç ve kullanışlı fonksiyon örnekleri
vardır. Bolzano' nun kümeler kuramındaki çalışmaları da
Cantor'a benzer. Matematikteki özlü çalışmaları, sonsuzun
paradoksu üzerine yoğunlaşır. Bu buluşlarının tümü ölümünden
sonra yayınlanmıştır. Kendisi yayınlandığını görememiştir.
Hiç bir yerde türevlenemeyip salınım yapan, x=0 noktasında sürekli
olan fonksiyon örnekleri buldu ve bu fonksiyonların grafiklerini çizdi.
Fakat, Bolzano'nun ispatı tam değildi. Ancak, bu soruya tam ve
noksansız yanıtı veren fonksiyonu yine Weierstrass buldu.
Cramer
(1704 - 1752)
İsviçre'li bir matematikçi
olan Gabriel Cramer, 1704 yılında Cenevre'de doğdu. Cenevre'de
matematik ve felsefe profesörlüğü yaptı. Berlin akademisine ve İngiliz
Kraliyet Akademisine üye seçildi. "Cebirsel Eğrilerin
Analizine Giriş" adlı kitabı 1750 yılında yayımlandı.
Cramer'in bu kitabı, analitik geometri alanında yazılan ilk
kitaplardan biridir. Cramer'in en büyük hizmetlerinden biri de, Jean
ve Jacques Bernoulli'nin tüm kitaplarıyla, Leibniz'in "Commerciu
Epistolcum" adını taşıyan mektuplarını bir araya getirerek
toplu halde yayınlaması olmuştur. Bugün, denklem sistemlerinin
çözümünde kullanılan Cramer kuralı oldukça kolaylık sağlar.
Matematiğin gelişmesinde büyük katkıları olan Cramer, 1752 yılında
Bagnols'da öldü.
Bolyai
(1775 - 1856)
Bir Macar matematikçisi olan
Farkas Bolyai, 1775 yılında Bolya'da doğdu. Önce İngiltere'de,
sonra Almanya'da okudu. Almanya'da bulunduğu yıllarda Gauss'la tanıştı.
Çok sayıda matematik kitabı yazdı. Euclidean geometrisine
dayanmayan bir geometri denemesi vardır. 1856 yılında Targu Mureş'te
öldü.
D'Alembert
(1717 - 1783)
Jean
Le Rond d'Alembert adı, Notre Dame de Paris yöresinde küçük bir
kilisenin adı olan Saint-Jean-Le Rond'tan gelmektedir. Chevalier
Destouches'in gayri meşru oğlu olan d'Alembert, annesi tarafından
gizlice Saint-Jean-Le Rond kilisesinin basamaklarına bırakılmıştı.
Çocuğu sabahın
erken saatlerinde kilisenin basamakları üstünde mışıl mışıl
uyurken, kiliseye gelen papaz buldu. Hava oldukça da karanlıktı.
Sabahın soğuğu iliklerine kadar işlemişti. Kilise avlusunun kapısını
açtı ve yavaş adımlarla merdivenlere doğru yaklaştı. Basamakların
üzerinde karanlık bir şey gördü. Köpek veya yabani bir hayvan
olabileceğini düşündü ve biraz da korktu. Biraz daha yaklaşınca
karartının hareket etmediğini ve hayvan olmadığını anladı.
Kafasından bazı düşünceler bir film şeridi gibi süratli bir biçimde
geçti. Acaba bu ne olabilirdi? Merdivenlere doğru tırmandı ve
karartıyı artık iyice seçebiliyordu. Örtünün bir ucunu kaldırdı.
Bir de ne görsün, minicik bir yavrucak annesinin sütünü yeni emmiş
gibi mışıl mışıl uyuyordu. Yüzünün açılmasıyla sabahın soğuğu
ciğerlerine kadar girdi. Arka arkaya bu temiz havayı burnundan çekti
ve bol bol oksijeni teneffüs etti. Soğuk onu biraz rahatsız etti.
Hava da iyice aydınlanmıştı. Çocuğun yüzü iyice fark
edilebiliyordu. Yavaşça kucağına aldı ve merdivenlerin basamaklarını
dikkatlice çıktı. Cebinden çıkardığı anahtarla kapıyı açtı
ve bir eliyle de bebeği uyandırmamak için tüm gayretlerini harcadı.
Kendi odasına girdi. çocuğu masanın üzerine yatırdı. Kilisenin
içi de soğuktu. Sobayı yaktı ve odayı ısıttı. Bu tatlı ve güzel
bebek uyandığında saat 10'u geçiyordu.
Belediye
ilgilileri, çocuğu fakir bir camcının karısına verdiler. Bu hayırsever,
fakir fakat sevgisi ve şefkati zengin olan kadın da bu küçücük
ve kimsesiz yavruya kendi çocuğu gibi baktı ve büyük bir dikkatle
onu büyüttü. Daha sonra annesinin ve babasının kim olduğu anlaşıldıysa
da bu iyilik sever kadından çocuğu ne almaya ne de istemeye gelen
oldu. Yalnız, Chevalier, o zamanın kanunlarına göre gayri meşru oğlunun
eğitim ve öğretim parasını ödemeye mecbur edildi. Kilise de peşini
bırakmıyordu. Bu olayı ve bu aileyi d'Alembert büyüyünceye kadar
öğrenemedi. Kendi annesi ve babasından daha ileri sevgi ve şefkatle
büyütüldü. Oldukça da sıhhatli ve gürbüzdü.
D'Alembert'teki
matematik dehası uyanmaya başlayınca, oğlunun oturduğu yeri ve
evi bilen öz annesi onu memnuniyetle yanına alacağını ve bakacağını
bildirdi. Küçük ve akıllı d'Alembert, "Sen benim üvey
annemsin. Camcının karısı benim asıl annemdir" diyerek onun
bu önerisini geri çeviriyordu. Onu dünyaya getiren öz annesi ve
babası gibi, o da onları unuttu. Bir daha da adlarını andığı görülmedi.
Onun annesi ve babası, o fakir camcı ve onun karısıydı.
D'Alembert ünlü
olduğu zaman bu ailesini unutmadı. Kendisine bakan, onların
sevgileriyle büyüyen camcının ailesini kendi ailesi olarak kabul
ettiğinden, fakir olan bu ailenin rahatlık içinde yaşamalarını
sağladı. Bu aile yine kendi küçücük evlerinde kalmayı uygun
buldular. D'Alembert'te manevi anne ve babası olan camcı ailesini öz
annesi ve öz babası ilan etti. Yaşam süreci boyunca da onlarla övündü
ve onlara baktı.
D'Alembert artık
bir saray matematikçisi ve ünlü biriydi. Gece ve gündüzlerin
uzaması veya kısalması probleminin çözümünü tam olarak
d'Alembert verdi. En önemli eseri, parçalı diferansiyel denklemler
üzerinedir. Özellikle, titreşen tellere ait buluşu çok önemlidir.
Serilerin yakınsaklığına ait d'Alembert ölçütü onundur. Kendi
adıyla anılan çok sayıda teoremleri vardır.
D'Alembert, genç
dostu Lagrange'ı güç ve önemli problemleri çözmeye yöneltiyor,
olanaklar ölçüsünde ona bir ağabey gibi davranıyordu. Beraber
bir arada olduklarında sözlerle ve ayrı olduklarında da
mektuplarla, mide rahatsızlıkları olan Lagrange'a önerilerde
bulunuyordu. Mekanikte çok önemli buluşları olan Fransız
matematikçisi d'Alembert'in, dalga denklemi ve bu problemin kendi adıyla
bilinen çözümü ünlüdür.
D'Alembert'i yaşatan en önemli buluşlarından biri de biraz önce
adını andığımız d'Alembert ya da genel matematikte adı çok geçen
bölüm ölçütüdür. Sonsuz terimli serilerin yakınsaklığı, yakınsaklık
bölgesini ve yakınsaklık yarıçapını bulmak için bundan daha
kullanışlı bir formül bulunamamıştır. Yine bu ölçütle,
serilerin analitik bölgelerini kolayca bulabiliriz. D'alembert, genel
matematiğin kurucularından biri olarak bilinir ve biri olarak kabul
edilir.
Fourier
(1768 - 1830)
Bir terzinin oğlu olan Jean
Babtiste Joseph Fourier, 21 Mart 1768 günü Fransa' da Auxerre
kentinde doğmuştur. Henüz dokuz yaşındayken hem annesini ve hem
de babasını yitirmiştir. Hayırsever Madam Moiton ve Auxerre
kasabasının baş rahibine ne kadar teşekkür edilse azdır. Çünkü,
bu hayırsever kimseler öksüz ve kimsesiz kalan Fourier'i şehirdeki
askeri okula gönderdiler. Fourier kendisini bu okulda çok iyi bir şekilde
yetiştirdi. Bu okulda kısa bir sürede kendisini gösterdi. On iki
yaşındayken yazdığı dini yazıları, Paris kiliselerinde okunuyor
ve benimseniyordu. Bu sıralarda, güç beğenen, titiz, inatçı, hırçın,
sert ve şeytan bir çocuk kesildi. Matematikle ilk karşılaşınca büyülenmiş
gibi oldu. Kendi kendine neyin zararlı olduğunu anladı ve kısa bir
sürede kendi kendini iyi etti. Herkesin uyuduğu saatlerde topladığı
mum parçalarını birleştirerek gece paravanaların arkasına
gizlenerek ders çalışıyordu. İyi kalpli benediktenler genç
dahiyi papaz olması için razı ettiler. Fourier, müritliğini
yapmak için Saint-Benoit manastırına gitti. Yemin etmeden önce
1789 Fransız Devrimi ona yetişti. O, subay olmak istemişti. Fakat,
terzi oğluna subaylık diploması verilmediğinden, askeri papaz
olmak istemişti. İhtilal onu bu durumdan da kurtardı. Onun eski
arkadaşları Fourier'in bir papaz olamayacağını anladıkları için,
geri Auxerre'e çağırdılar ve onu matematik öğretmeni yaptılar.
Hastalanan arkadaşları yerine onlardan daha iyi fizik ve klasik
dersler veriyordu. 1789 yılında yirmi bir yaşında denklemlerin sayısal
çözümüne ait bir çalışmayı Akademiye sundu.
Fourier, başlangıçta
devrim tarafını tuttu. Daha sonraki terör ve şiddete karşı da
cephe aldı. Cahilliğin yenilmesi için Napolyon'a okullar açtırdı.
Ecole Normale' de bu amaçla öğretmenler yetiştirildi. Bu okulun
matematik kürsüsüne öğretmen olarak atandı. Ders vermeleri bir
ciddiyete soktu. Kendisi de orada tüm hocalara örnek dersler
veriyordu. Fourier, 1787 ile 1794 yılları arasını orta dereceli
okullarda öğretmenlik yaparak geçirdi. Fransız devrimi sırasında
önemli görevler aldı. Bu etkin görevlerden dolayı fazla göze
battı ve 1794 yılında bazı zamanlar da Auxerre hapishanesinde yattı.
Hapishaneden çıktıktan sonra, EcoIe Normale'de ve Ecole
Polytechnique'te matematik öğretmenliği yaptı. Bu aralık,
denklemler kuramı ve uygulamalı matematikte bazı araştırmalarda
bulundu. Fourier serilerini ve Fourier analizini oluşturdu.
1798 yılında
Napolyon Mısır'a giderken Fourier, onun yanında bu yolculuğa katıldı.
Mısır yolculuğunda Napolyon'a arkadaşlık etti. Bir yıl sonra,
Napolyon Fourier'i bu seferdeki ilim heyetinin başına atadı. Yukarı
Mısır'da araştırma yapma, kayıtları, yazıları inceleme ve tapınaklarda
araştırma yapmalarını istedi. 1801 yılında Mısır'dan Fransa'ya
dönen Fourier'e Napolyon tarafından çok ağır yöneticilik görevleri
verildi. Bu dönüşten sonra 1803 yılında Baron oldu. Bu kadar ağır
ve yoğun yönetici görevlere karşın, Fourier yine araştırmalar için
kendine zaman buldu. Bu ara yine ısının matematik kuramı üzerine
araştırmalarını yaptı. En önemli çalışması "Isının
Analitik Kuramı" adlı yapıtıdır. Bu eser, 1822 yılında yayınlandı.
Fourier, ısının iletkenliği kuramı hakkında olan araştırmasıyla,
fizik matematiğin bugünkü gelişmesi çağını açmıştır. Bu
nedenle, bugünkü medeniyetimizin gelişmesinin büyük bir kısmını
Monge ve Fourier'e borçluyuz. Fourier'in yaptıkları pratik
sahalarda oldukça çok kullanılır. El kitaplarında verilen birçok
kural onundur. Elektrik, ses ve radyo teknikleri bugün herkesçe
bilinir.
Hilbert
(1862 - 1943)
Bir Alman matematikçisi olan
David Hilbert, 1862 yılında Königsberg'de doğdu. 1895 ile 1929 yılları
arasında Göttingen Üniversitesinde profesörlük yaptı. Yirminci yüzyılın
başlarında, Alman matematik okulunun önderi sayılır. 1897 yılında
cisim kavramını ve cebirsel sayılar cisminin kuramını kurdu. 1890
yıllarındaki ilk çalışmaları sırasında, cebirsel geometri ve
modern cebirde önemli bir rol oynayan çokterimli idealleri kuramının
temellerini atarak, invaryantlar kuramının temel kanunlarını
ortaya koymayı başardı. 1899 yılında, geometrinin temelleri üstüne
araştırmalarının bit sentezi olan "Geometrinin
Temelleri" adlı eserini yayınladı. Bu, matematiğin çeşitli
bölümlerinde aksiyomlaştırma amacına yönelen birçok verimli çalışmaya
yol açtı. Somut görüntülere başvurmaktan kaçınan Hilbert,
noktalar, doğrular ve düzlemler diye adlandırdığı "Üç
nesne sistemini" matematiğe soktu. Ne oldukları kesin olarak gösterilmeyen
bu nesneler, beş grupta toplanmış yirmi bir aksiyomla açıklanan
bazı ilişkiler ortaya koyar. Ait olma, sıra, eşitlik veya denklik,
paralellik ve süreklilik aksiyomu bunlardandır. Bundan
sonra,aksiyomlardan birinin veya öbürünün doğrulanmadığı
geometriler kurdu. Temel terimleri kendilerine aksiyomlarla yüklenen
özelliklerden başka özelikleri bulunmayan mantıksal varlıklar
olarak ele aldı. Klasik matematiği savunmak ve ondaki apaçıklığı
göstermek için Brouwer ile giriştiği tartışmalar, matematikte
geniş biçimli incelemelere yol açtı. 1943 yılında Göttingen'de
öldü.
Isaac
Newton (1642 - 1727)
1642
yılında İngiltere'nin Woolsthrope kasabasında dünyaya gelen
Newton'un en önemli buluşu, diferansiyel ve integral hesabı keşfetmesidir.
Zaten Newton'u dünyada gelip geçmiş üç büyük matematikçiden
biri yapan buluşu budur. İşin teknik yönü, üniversitelerde uzun
uzun verilir. Bu nedenle, sadece adı bizim için şimdilik
yeterlidir.
Newton
, bir ara teolojiye de ilgi duydu. Bu konuda bazı yorumları ve düşünceleri
de vardır.
Newton, 1661 yılının haziran
ayında Cambridge'deki Trinity College'e girdi. Giderlerinin bazılarını
karşılamak için okulda bazı işlerde çalışıyordu. İç harp İngiltere'de
tüm şiddetiyle sürüyordu. Önceleri yavaş, fakat sonraları çabuk
olarak kendini toparladı ve çalışmalarına daldı.
Newton'un matematik öğretmeni
Isaac Barrow (1630 - 1677), hem ilahiyatçı ve hem de matematikçi
biriydi. Matematikte parlak fikirli olan Barrow, öğrencisinin
kendisinden çok ileride olduğunu kabul ediyor ve 1669 yılında
matematik kürsüsünü bırakıp sırası gelince, yerini o eşsiz büyük
deha Newton'a bırakıyordu.
Barrow, geometri derslerinde
kendine özgü yöntemlerle, alanları hesaplamak, eğrilere üzerindeki
noktalardan teğet çizmek için yollar gösteriyordu. İşte bu
dersler Newton'u diferansiyel ve integral hesabı bulmaya ve bu sahada
çalışmaya yönelten ilk adımlardır.
Diferansiyel ve integral hesabın
bulunmasında, değişken, fonksiyon ve limit kavramı kullanılmıştır.
Fonksiyon kelimesini ilk kez Leibniz kullanmıştır. Bugüne kadar da
bu sözcük değiştirilmemiştir. Limit fikrini ve kavramını
Newton
ve Leibniz kullanmıştır. Özellikle Newton bu sahada başarılı
olmuştur. Her ikisi de çok yönlü olan bu dahiler, aynı zamanda
birbirlerinden habersiz az çok farklılık gösteren yöntemleriyle
diferansiyel ve integral hesabı bulmuşlardır.
Gauss
(1777 - 1855)
Alman
astronomu, matematikçisi ve fizikçisidir. Daha çocukluğunda, erken
gelişmiş zekası, matematiğe karşı zekasıyla sivrildi ve
Brounseweig dükünün ilgisini çekti. Dük, okul masraflarını üzerine
alarak O' nu Göttingen Üniversitesine gönderdi. Henüz 16 yaşındayken
Herschel'in 1781 de keşfettiği Uranüs gezegeninin yörünge
elemanlarını hesaplayarak, Yer'in bir noktasından yapılan ölçülerle,
bu gezegenin yörünge elemanlarını bulmaya yarayan ve günümüzde
hala kullanılan bir metot ortaya koydu. 1798 de Helmesdt'e yaptığı
bir inceleme gezisinden sonra, Braunschweig'a döndü ve birkaç yıl
içinde kendisini büyük matematikçiler sırasına koyacak bir seri
çalışma raporu yayımladı.
Sayılar üzerine
incelemeleri topladığı Disqvisitiones Arithmetice'de (Aritmetik Araştırmalara)
(1805), eşitlikleri, ikinci dereceden şekilleri, serilerin yakınsaklığını
v.b. ele aldı. Piazzi tarafından 1810 da, küçük gezen Cerez'in keşfinden
sonra Gauss, çeşitli gökmekaniği araştırmaları yaptı, hayatının
sonuna kadar bağlı kalacağı Göttingen rasathanesine müdür oldu
(1807) .Theoria Motus Corporum Coelestium İn Sectionibus Conicis
Solem Ambientium (Konik kesitIi ? gökcisimlerinin güneş çevresindeki
hareket kuramı) (1808) adlı ünlü eserini yazd1. Legendre ile hemen
aynı zamanda düşündüğü ve daha önce 1797 de yararlandığı ?-
en küçük kareler metodundan (1821) başka, yanılmalar teorisi ve
iki terimli denklemlerin çözümü için genel bir metot buldu;
uygun-tasvir üzerine araştırmalar, yüzeylerin eğriliği ve
Disqvisitiones Generales Carca Sperficien Curvas'ta (eğri yüzeyler
üzerine genel araştırmalar) (1827) , ispat ettiği ünlü teoremi
de yazmak gerekir. Bu teoreme göre, bükülebilen fakat uzatılamayan
bir yüzeyin eğriliği, yani eğriliklerinin çarpımı değişmez.
Göttingen ile
Altona arasındaki meridyen yayının ölçülmesi sırasında
(1821,1824), Gussu, geodezi çalışmalarında ışıklı işaretler
verebilmek için, kendi adını taşıyan Helyotropu tasarladı. Optik
alanında, eksene yakın ışık ışınları için düzenlenmiş
merkezi optik sistemlerinin genel teorisini kurdu. Elektrikle özelIikle
magnetizma ile ilgilendi, bu alanda magnetometreyi icat etti. Ve
Resultate Aus Den Beabochtungen Des Manetischen Vereins (Yer
magnetizmasının genel kuramı) (1839), adlı eserinde, magnetizmanın,
matematik teorisini formülleştirdi. Suclides'ci olmayan hiperbolik
geometrinin keşfinde, bu konuda hiç bir şey yayımlamamış olmakla
birlikte, Gauss, Balyai ve Labocewsky'den önce çalışmalar yapmış
ve başarı sağlamıştı.
|